İz Bırakanlar

NALLIHAN’ın SESİ Gazetesinin 16 Mayıs 2005 tarihli sayısında yayınlanan, Nevzat Türkel’in “İz bırakanlar” yazı serisinde Mesut Şener‘le yaptığı söyleşi..

İz Bırakan Hemşehrilerimiz

Merhaba değerli okurlarım. İz bırakanlar yazı serimizde bu hafta Nallıhan hakkında yazdığı araştırma-inceleme kitabıyla hepimizin ilgisini ve dikkatini çeken TRT’de çalışan hemşehrimiz Sayın Mesut Şener’i tanımaya çalışacağız. Benim kanımca Sayın Şener yazdığı bu kitapla Nallıhan tarihinde iz bırakmıştır. 50, 100, 200 sene sonra da Nallıhan var oldukça onun adı bu kitabıyla birlikte yaşayacaktır. Aşağıda kendisiyle yaptığım görüşmeyi bulacaksınız.

MESUT ŞENER

N. Türkel: Sayın Şener okuyucularımıza kendinizi kısaca nasıl tanıtırsınız.

M. Şener: 1946 yılında ilçemizin Nallıdere Köyü’nde dünyaya gelmişim. İlkokulu köyümde, ortaokulu Nallıhan'da, liseyi İstanbul Haydarpaşa Lisesinde okudum.

1969'da Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Antropoloji Bölümünü bitirdim. Askerlik sonrası bir yıl çiftçilikle uğraştıktan sonra memuriyete girdim.

N. Türkel: Mesut Bey Nallıhan kitabı yazma düşüncesi sizde nasıl oluştu? Ülkemizde araştırma yapmanın zor ve zahmetli olduğunu düşünürsek, yüzlerce bilgi ve belgeye ulaşmak, birde ele alınan konuda o güne kadar ciddi bir örnek yoksa daha da yoğun emek gerektiriyor olmalı sanıyorum.

M. Şener: Sorunuzu şöyle yanıtlamaya çalışayım. Öğrencilik yıllarımda Ankara üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Antropoloji bölümünde okurken Sosyal Antropoloji dersine daha çok ilgi duyuyordum. Askerlik sonrası işe girdiğimde Nallıdere Köyünde düğüne ilişkin gelenek ve görenekleri yazmaya başladım. Bunu kitabın ilk başlangıcı olarak kabul edebiliriz.

Çayırhan hakkında Suna Kili tarafından yazılan Çayırhan Kitabını bir kenara koyarsak Nallıhan’a ilişkin kaynakçası olan bir kitap yoktu. Araştırma-inceleme kitaplarında kaynakçanız yoksa o kitabı akademik çevreler bilimsel ölçütlere uygun bulmuyorlar. Böyle bir ortamda kitap yazmaya çalışırken, işimden arta kalan zamanımın önemli bir bölümünü bilgi ve belge toplamakla geçirdim diyebilirim.

TBMM Kütüphanesi, Milli Kütüphane, TRT Kütüphanesi, TTK Kütüphanesi, DİE Kütüphanesi  en çok yararlandığım kütüphanelerdi.. O zamanki Meclis Kütüphanesi Müdürünün araştırma yaparken çok yardımını gördüm. Yeni bir bilgi ya da belgeye ulaştığımda çok keyifleniyordum.

N. Türkel: Peki, baskı aşamasına geldiğinizde zorluk yaşadınız mı? Baskı kolay oldu mu?

M. Şener: Hiç kolay olur mu? Böyle bir çalışmayı belediye ya da kaymakamlık basar diye düşünüyordum. Ama yanıldığımı gördüm. Belediyede kaymakamlıkta kitabı basmaya yanaşmadılar. Zamanın kaymakamı eğer bastırabilirsem bir miktar alarak yardımcı olabileceğini söyledi. Yaşadığım bu duruma çok üzüldüğümü gören vefakar eşim –satışından para kazanılmayacağını bildiği halde- “bu kadar emek verdin onca emeğin boşa mı gidecek, borçlanır kendimiz bastırırız” dediğinde tarifsiz çok mutlu olmuştum.

Baskı sonrası eve geldiğimde ilk işim, eşime ve iki çocuğuma birer kitap imzalamak oldu. Ertesi günü Nallıhan’a giderken Ayaş, Beypazarı, Çayırhan belediye başkanlarına verilmek üzere birer kitap imzalayıp bıraktım. Bunların içinden sadece Beypazarı belediye başkanından çok güzel bir mektup aldım. Diğerleri telefon etme inceliğini bile göstermediler. Nallıhan’da kaymakam ve belediye başkanına kitabımı takdim ettim. Her ikiside 100’er adet alabileceklerini ifade ettiler. Sanıyorum altı ayı bulan bir süreç içinde yaptıkları ödemeler baskı giderimin bir kısmını karşıladı.

N. Türkel: Kitap çıktığında övgü ve yergi aldınız mı?

M. Şener: Övgülerden birine yukarıda değinmiştim. Nallıhan’ın Sesi ve o zaman Çayırhan’da çıkan bölge gazetemizde beni mutlu eden çok değerli yazılar yazan arkadaşlarım oldu. Telefon ederek, mektup yazarak kutlayan okuyucularım oldu.  Ünü ülkemiz sınırlarını aşan ilçemizden yetişen çok değerli yazar Sayın Adalet Ağaoğlu ablamız kitabımı aldığında telefonla arayıp kutladı çok mutlu olmuştum. Kitabımın ikinci baskısı için önsöze yazdıkları benim için bir onurdur.

Bir konuda aldığım eleştiriye de burada değinmek istiyorum. Kitabın birinci baskısının sonunda “Nallıhan’dan Yetişen Sanatçılar Bilim Adamları ve Yazarlar” bölümü vardır. O bölümden benim amacım, yetişmekte olan ve yetişecek olan kuşakları bu konuda motive etmek, onları da yazar, bilim adamı ve sanatçı olmaya özendirmekti. Oysa yanlış anlaşıldı. İkinci baskıda bu bölüme yer vermedim.

N. Türkel: Sayın Şener Nallıhan için yaptığınız böyle bir çalışma sonucunda her hangi bir kurum ya da kuruluştan adül, plaket vs. aldınız mı?

M. Şener : Sayın Türkel alsam hiç değinmezmiyim. Size şunu söyleyeyim. Bu işler ödül almak için asla yapılmaz, yapılamaz.  Bu bir sevda işidir, gönül işidir. Parayla pulla olacak bir şey değildir. Parayla ancak raftaki kitabı satın alabilirsiniz. Ödül elbette insanın duygularını okşar, yeni ürünler için itici güç olur.

N. Türkel : Sayın Şener kitabınızın ikinci baskısı nasıl gündeme geldi, birazda ona değinirmisiniz.

M. Şener : Sayın Türkel kitabımın ilk baskısı büyük ilgi gördü. Okurlardan yeni bilgi ve belge akışı oldu. Bunlarla kitap daha da zenginleşti. Çok az sayıda bastırabildiğim 1000 adetlik ilk baskısı da tükenmişti. İkinci baskı için hemşehrimiz ortaokuldan sınıf arkadaşım Sayın İlhan Çetinkaya’ya sponsor olması için konuyu açtığımda duraksamadan olur dedi. Çok mutlu olmuştum. Kendisine burada bir kez daha teşekkür ederim. Nevzat Bey paranız var, zenginsiniz, hayır için taştan-tuğladan yaptırdınız bir bina doğal afet sonucu ortadan kaybolup gidebilir. Oysa bunu bir kitap olarak düşününüz. Kitap bir kütüphanede yangın nedeniyle yok olsa, diğer kütüphanelerde ve evlerde hep yaşayacaktır. Tüm zenginlerimizin bu tür olaylarda bakış açılarını gözden geçirmelerini öneririm.

N. Türkel : Sayın Şener şu anda yeni bir çalışmanız var mı?

M. Şener : Sayın Türkel on yıldır TV’de genel kültür bilgi yarışması programı yapıyorum. Her gün soru yazmaya çalışıyorum. Elimde iyi bir soru bankası oluştu. Program sona erdiğinde bu çalışmamı kitaplaştırmak istiyorum.

N. Türkel : Sayın Şener Nallıhan için yapılması gerekenleri gerçi kitabınızın sonunda ve Nallıhan Vakfı’nın 7. Yıl özel Sayısında “Nallıhan’ı Tanıtmak” diye bir makalede de yazıyorsunuz ama ben yine de burada bir kez daha sormak istiyorum. Bu hususta yeni düşünceleriniz yeni projeleriniz var mı?

M. Şener : Sayın Türkel kitabımın sonunda ve makalemde değindiklerim keşke çözümlenmiş olsaydı. Onlara ek olarak değişen ve gelişen koşullarıda göz önüne aldığımızda şunları eklemek isterim. Tarıma ve hayvancılığa dayalı ilçemizin kalkınabilmesi için ekolojik tarıma ve doğa turizmine yönelmesi gerekiyor.
Bunun içinde öncelikle Akdere Köyünün otantik yapısının korunması için herkesi duyarlı olmaya davet ediyorum. Akdere Köyünü Hoşebe ile birlikte değerlendirip açık hava müzesi yapabiliriz. Köydeki su değirmenini ve dink’i işleterek turistlerin ilgisinin burada yoğunlaşmasını sağlayabiliriz.

Eski ortaokulun(taş binanın) müzeye dönüştürülmesi işine artık hız verilmesi gerektiğine inanıyorum.
Kaymakamlığın önderliğinde yürütülen bağcılık çalışmasının sadece sofralık üzüme yönelik olduğunu biliyorum. Amaç para kazanmaksa şaraplık üzümlerinde yetiştirilmesi için üreticiye bir seçenek daha sunulması daha iyi olur diye düşünüyorum.

İlçemizin toprak yapısı ve iklim koşulları badem ve ceviz ağacı yetiştirmeye çok uygun. Bu ağaçlardan alınan ürünler çok iyi para ettiğine göre üreticiler bu konuda özendirilmeli. Bu konuda fidan dağıtımı yapmak sorunun yarısını çözecektir.

N. Türkel : Sayın Şener uzun zamandır kamuda çalışıyorsunuz. Artık emeklilik size uzak değil. Emekli olduğunuzda Nallıhan’a gelip politikaya atılmayı düşünüyor musunuz?

M. Şener : Sayın Türkel ben her zaman her konuda ilçem için çalışmaya hazırım. Hemşehrilerim isterse neden olmasın?

N. Türkel : Sayın Şener bizimle düşünce ve duygularınızı paylatığınız için size okuyucularım adına çok teşekkür ederim.

M. Şener : Sayın Türkel ben teşekkür ederim.