Mesut Şener’in Nallıhan Vakfı Dergisi’nin 7. Yıl (Kasım 2002 Özel Sayısında çıkan,

“NALLIHAN’ı Tanıtmak” başlıklı makalesi

 

NALLIHAN’I TANITMAK (*)                                                

 

Sanırım pek çoğumuz yaşamışızdır; bir tanışma anında –“Memleket neresi hemşerim?” diye sorulduğunda –“Nallıhan” dediğimiz zaman karşımızdaki bilememenin şaşkınlığı içinde yüzümüze bakarken çok üzülmüşüzdür.

 

Kimi de –“Evet biliyorum, Ankara’dan Kırıkkale’ye giderken Kayaş’ı geçince değil mi?” dediğinde yine aynı duyguları yaşamışızdır. İçimizden, orası Nallıhan değil, Lalahan kardeşim demişizdir.

 

Peki, bunları nasıl aşabiliriz? Güzel ilçemizin ülke genelinde tanınmasını nasıl sağlayabiliriz? Bu elbette kolay değil, kolay olsaydı bugüne dek olurdu. Ama bir yerden başlamalıyız. Bunu yaparken yazılı ve görsel basından, ilçemize gelip giden konuklardan, hatta Ankara ve İstanbul’daki pazarcılardan yararlanabiliriz. Örneğin; her yıl yapılan, Taptuk Emre’yi Anma Günü ve Nallıhan Kuş Cenneti Foto Safari Etkinliğinde medya çalışanlarını ilçemize davet edebiliriz. Onların, nereleri gezip görmeleri gerektiğinin, hangi yöresel yemekleri yiyeceğinin ve hangi yöresel ürünleri alabileceklerinin bir planlamasını önceden yapabiliriz. Yoksa, başka il ve ilçelerin adıyla özdeşleşen ürünleri, yemekleri sunmaya kalkarsak, kendimizi aldatırız, amaca ulaşmakta zorlanırız. Bu konuda komşu ilçelerle çekişmeye hiç gerek yok. Beypazarı’nın kurusu, sodası, Mudurnu’nun tavuğu, Ayaş’ın dutu varsa, bizim hiç bir şeyimiz yok mu?

 

Var elbette. Artık, bunları ortaya çıkarmak, markalaştırmak, Nallıhan’ın tanıtımını sağlamak amacıyla elbirliğiyle çalışmamız gerekiyor.

 

İlçemizin karakteristik ürünlerinden olan ipek iğne oyası, tiftik ve pirinçten, günümüzde yararlanabileceğimiz sadece ipek iğne oyaları kaldı.

 

Tanıtıma ipek iğne oyaları ile başlayabiliriz. Bunun için Nallıhan’da bir festival düzenlenebilir. Büyük kentlerde kermesler yapılabilir. İpek oyaları “Nallıhan İpek İğne Oyası” olarak pazarlayıp, ülke genelinde ilçemizin tanıtımında kullanabiliriz. Oya paketinin ön yüzünde, Nallıhan İpek Oyası arka yüzünde oyanın adı, nasıl kullanılacağı, nasıl yıkanacağı gibi açıklamalar yer alabilir.

 

Oyanın yanına yeni ürünler gerekiyor. Neler olabilir bunlar?

 

Trabzon ekmeği, Mudurnu ekmeği, Alman ekmeği varda, niye Nallıhan ekmeği olmasın? Dini bayramlarda arife günü hemen hemen her ev, mahalle fırınlarında çörek yapar. Cevizlisi, susamlısı, soğanlısı, peynirlisi yapılan bu çörekler ısıtılıp yendiğinde ne kadar lezzetlidir. Zaten soğuk da yenmez. Bu ekmeğin adını, “Nallıhan Ekmeği” koyup büyük kentlerin süper marketlerinde satışa sunabiliriz.

 

Kapama pilavını, ilçeye gelen konuklara “Nallıhan Pilavı” olarak sunup pilavdan da tanıtımda yararlanabiliriz. Pilavı; ilçemizdeki her lokantanın, hoşaf, turşu ve pekmezden oluşacak bir menüyle konuklara sunması önerilebilir. Bize ait olan bir yemekle yola çıkmazsak, çoğu yerde görmeye alışkın olduğumuz baklava ve yaprak sarmayla, geç kalan tanıtımımızı biraz daha ertelemiş oluruz.

 

Koyun ve keçi etinin yağsız yerlerinden hazırlanan gorçan veya sırımı “Nallıhan Kebabı” olarak ikram edebiliriz. Buna ilçemizdeki lokantalarda hemen başlayabiliriz. Ankara ve İstanbul’da birer lokantayla bu konuda anlaşma da yapılabilir.

 

Son yıllarda çeltiğin yerini alan domatesin Ankara, İstanbul pazarlarında Sarıcakaya ya da Ayaş domatesi olarak pazarlanmasının önünü kesip Nallıhan Domatesi olarak satılmasını sağlayarak domatesten de tanıtımda yararlanabiliriz. Bu hiçte zor değil. Başta bütün üreticiler kasalarının üzerini Nallıhan diye yazsalar bu işin yarısını çözer. Bunun yapılmasında Kaymakamlık ve Ziraat Odası yardımcı olabilir. Yarısını da komisyonculara ve pazarcılara yaptırabiliriz. Nallıhan’dan giden her sebze, örneğin; taze fasulye ve lahana, Nallıhan fasulyesi Nallıhan lahanası olarak pazarlandığında Nallıhan’ın tanıtımına onların da küçükte olsa bir katkıları olacaktır.

 

(*) Mesut Şener, TRT Ankara TV Yönetmen