Mesut Şener’in, Nallıhan Vakfı Dergisi'nin 5. Yıl (Ekim 2000) Özel Sayısında çıkan “NALLIHAN’ın Tarihçesi” başlıklı makalesi.

 

Nallıhan'ın Tarihçesi (*)                                                           

 

Nallıhan toprakları çağlar boyu; Hititlerin, Friglerin, Bitinya Krallığının, Pers, İskender, Roma ve Bizans İmparatorluklarının hakimiyetinde kaldıktan sonra 1071 Malazgirt Zaferiyle başlayan süreçte Türklerin egemenliğine girmiştir. Önce Danişmentlilerin, daha sonra Anadolu Selçuklularının idaresinde bulunmuş, Anadolu Selçuklularının 1308’de yıkılmasıyla Candaroğulları Beyliği sınırları içinde kalmıştır. Orhan Bey zamanında ise Osmanlı Beyliği topraklarına katılmıştır. Bu fetih sırasında, Oğuz Türklerinin iki boyundan Beydilililer ve Eymirlilerin bir kısmı ilçemize gelip yerleşmişlerdir. İlçemizde, bu boyların adını taşıyan iki köy vardır.

 

Roma İmparatorluğunun M.S.396 da Doğu ve Batı Roma olarak ikiye bölünmesi ve İstanbul’un Doğu Roma İmparatorluğunun başkenti oluşuyla, Anadolu’nun içinden batıdaki Efes’e giden yol (Kral yolu) güzergahının yerine, İstanbul’a giden yeni bir yol güzergahı önem kazanmıştır. Ticari ve askeri amaçla kullanılan bu yeni yol üzerindeki Juliopolis, Bizans İmparatorluğu döneminde önemli bir konaklama noktası ve piskoposluk merkezidir.

 

O yıllarda Juliopolis’ten geçen bu yolun doğuya gidenine İpek Yolu, Kudüs’e gidenine de Hacı Yolu denmiştir. 15. ve 16. yy.larda deniz yoluyla ticaretin ve yolculuğun başlamasıyla bu yollar eski önemini yitirmiştir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Juliopolis’ten geçen bu yol ulaşımdaki önemini korusa da, Cumhuriyet döneminde 1950’den sonra Ankara-İstanbul yolunun Bolu üzerinden yapılmasıyla önemini hepten kaybetmiştir.

 

Nallıhan’ın güneydoğusundaki Juliopolis antik kenti Nallıhan’a 25 km. uzaklıktadır. Antik kent  Aladağ Çayı kenarında Sarıyar Baraj gölü suları altında kalan Sarılar Köyü yakınında Gül Şehri mevkisindedir. M.S. 11 yy. dan itibaren önemini yitirip tarih sahnesinden silinen antik kentin de büyük bölümü sular altında kalmıştır.

 

1603-1617 yılları arasında Osmanlı padişahı olan I.Ahmet’in sadrazamı Nasuh Paşa baş vezir olmadan önce, 1594 yılı sonbaharında Halep’ten İstanbul’a dönerken Konya-Ankara-Nallıhan-Göynük yolunu, yani bugün 1 numaralı devlet yolu olarak adlandırılan zamanın İstanbul-Bağdat yolunu izler. Yöremizden geçerken ilçenin bugün olduğu yerde bir han, bir hamam ve bir de cami yaptırır. 1595 ilkbaharında biten bu yapıları vakfeder. O günden sonra bu yerleşim yeri gelişerek büyür.

 

Kocahan yapılmadan önce, Nallıhan bugünkü yerinde değil, büyük olasılıkla Kayapınar Çiftliği yakınındaki şehir kalıntılarının olduğu yerdedir. Bu olasılığa 1957 tarihinde çıkan Türkiye Ansiklopedisi de yer veriyor. Kocahan’ın yapımıyla bugünkü yerine bir göç olduğu kesindir. Kocahan yapılmadan önce 1487 tarihinde Nallıhan Nahiyesi zaten var(1487 Tarihli Bursa Tahrir Defteri). Kocahan’ın yapımı 1595’te bitiyor. Nallıhan’da eski yerinden bugünkü yerine taşınıyor.

 

Yukarıdaki olasılığın doğruluğunu Hankırı’da güçlendiriyor.

 

Kayapınar Çiftliği ile Sarıyar Barajı yolu arasında kalan kıra Hankırı denir. 1970 öncesi Hankırı’ndaki arazilerin sahipleri Nallıhanlılarla Akdere köylüleriydi. Bugün çoğu el değiştirdi. Kırın adının Hankırı olması kayda değer. Buradan şu sonucu çıkarabiliriz. Nallıhan ve Akdere Köyü halkı Hankırı’na yakın Kayapınar Çiftliği yanındaki şehirden bugünkü yerlerine taşınmışlardır dersek yanılmayız.

 

Nallıhan’da Selçuklu, Roma ve Bizans dönemine ilişkin ayakta kalan tarihi yapı yoktur. Roma ve Bizans dönemine ilişkin yer üstünde ve yer altında tarihi kalıntılara rastlanmaktadır. 2009 yılında başlayan Antik Kent Juliopolis Nekropolü kazısından çıkan eserler Ankara’da Anadolu Medeniyetleri müzesinde sergilenmektedir.

 

Nallıhan, 15-18. yy.larda Karahisar-ı Naallu nahiyesi olarak Hüdavendigar (Bursa) Sancağına bağlıdır. 18. yy'ın sonlarına doğru 1787 yılında Karahisar-ı Naallu ve Korupazarı Naallu diye ikiye ayrılır. Yaklaşık yüz sene sonra 19. yy'da 1871 yılında yine tek isim altında birleştirilerek Korupazarı Na’llu kazası adıyla Ankara Livasına bağlanmıştır.

 

Çağlar boyu değişik isimler verilen ilçenin adı en sonunda Nallıhan olmuştur. Nallıhan adını nasıl aldığı hususunda ise iki söylenti vardır.

 

Bunlardan biri; adını yakınından geçen Nallı Suyu ve handan aldığı, diğeri ise; handan ve bu hanın kapısında bulunan naldan aldığı yönündedir.

 

İkinci söylentiyle ilgili varsayıma göre: Halk kahramanı Köroğlu buradan geçerken gece handa konaklar, ertesi gün giderken hanın bahçe kısmında atının nalı düşer. Nal yerinden alınarak hanın kapısına asılır ve buradan da Nallıhan ismi çıkar.

 

Nallıhan için simgesel bir değeri olan Kocahan’ın özgün yapısı korunamamıştır. 20.yy.ın başında yanan tarihi caminin yerine ise 1911’de yenisi yapılmış, tarihi hamamın kalıntıları da güzergahı değişen Ankara yolu yapım çalışmaları sırasında yok olup gitmiştir. Tarihi eser olarak tescilli olan Kocahan ve Nasuhpaşa Camisi restore edilmiştir.

  

Nallıhan’ın ilçe oluşu Cumhuriyet dönemi öncesine uzanır. 1590 Tarihli Ankara’nın İki Numaralı Şeriye Sicili Defterinin 102. ve 134. sayfalarında Nallıhan bir kaza merkezi olarak yer almaktadır. O tarihlerde Nallıhan’ın idari yönden Bursa Sancağına, adli yönden Ankara Sancağına bağlı olduğu anlaşılıyor.

 

Yurt Ansiklopedisinin 1’nci cildinin 637 sayfasında ise Nallıhan ilçesinde belediye teşkilatının 1864 yılında kurulduğu yazılıdır.

 

1928 yılında Çayırhan ve Beydili bucak yapılmıştır. 1973’ten sonra ise Beydili köy yönetimi biçimine, Çayırhan’da belde’ye dönüştürülmüştür.

 

1950'den önce Çiller Köyünden Hacıhasanlar'a kadar olan köyler Göynük'e, Bozyaka'dan Uzunöz'e kadar olanlar da Mudurnu'ya bağlıydılar. Bu köyler coğrafi yapı ve iklim koşulları dikkate alınarak 1950’den sonra Nallıhan’a bağlanmışlardır.

 

Sarıyar Barajının yapımıyla 1956 yılında Nallıhan’a bağlı bir bucak ve üç köy; Çayırhan bucağı, Sarılar, Yardibi ve Fasıl köyleri baraj gölü suları altında kalmışlardır. Bugünkü Çayırhan, sular altında kalan eski Çayırhan, Sarılar ve Yardibi köylerinin birleştirilmesiyle 1958 yılında kurulmuştur.

 

1972 yılında yapımı biten Gökçekaya Barajından etkilenen Nallıkozlu ve Karahisarkozlu köylerinden, Nallıkozlu Emremsultan Köyüne taşınırken, Karahisarkozlu Köyünün büyük bölümü Nallıhan’a on hanesi de kendi yaylasına göç etmiştir. Kızılöz Köyü yangın sonucu, Emincik köylüleri de kendi istekleriye göç eden köylerdir.

 

Nallıhan'ın, 1935 yılında 60 köyü ve 2 bucağı varken, komşu ilçelerden katılanlarla bir de mahalleyken muhtarlıkları ayrılan köylerle birlikte 1955 yılında 79 köyü ve 2 nahiyesi olmuştur. Baraj yapımları ve göçler sonucu köy sayısında azalma olduğundan 1980 yılında Nallıhan'ın 75 köyü ve iki kasabası vardır.

 

Baraj yapımıyla başlayan sosyo-ekonomik gelişmeler sonucu Sarıyar Köyü kasaba yapılarak 1 Aralık 1973’te belediye teşkilatı kurulmuştur. Linyit ocaklarının 1960’ta işletilmeye başlamasıyla büyüyen Çayırhan’da da 6 Haziran 1976’da belediye örgütü kurulur.

 

2012 yılının sonlarına doğru çıkarılan, kamuoyunda “Bütünşehir Yasası” olarak adlandırılan 6160 Sayılı Kanunla Sarıyar ve Çayırhan 30 Mart 2014 Yerel Seçimiyle belediye olmaktan çıkarılmış, Sarıyar köye Çayırhan’da Nallıhan’a bağlı beldeye dönüştürülmüştür. Yine anılan yasaya göre beldelerdeki mahalle muhtarlıkları kaldırılmış, beldeler ve köy muhtarlıkları ilçelerin birer mahallesi haline getirilmişlerdir. Bugün Nallıhan'ın 7 merkez mahallesi dışında biri belde mahallesi olmak üzere 77 mahalle muhtarlığı vardır.

 

Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarında Nallıhan’da 2 Medrese ve 1 Rüştiye Mektebi varken, Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında biri ilçe merkezinde olmak üzere toplam 15 ilkokul açılmıştır. 1950’den sonraki yıllarda ise okulsuz köy kalmadı derken bu kez de köyden kente göç sonucu öğrenci azlığı ya da yokluğundan köy okulları 1988 yılından itibaren kapanmağa başlamış, 1998 yılında çıkan Zorunlu 8 Yıllık Temel Eğitim Yasası uyarınca hepsi kapanmıştır. 2012 yılında çıkan 12 Yıllık Zorunlu Eğitim Yasasına göre bir kısmı daha kapanmıştır.

 

İlçenin tarihi okullarından olan Sakarya İlköğretim Okulu 1914 yılında Zükür İptidaisi (Erkekler İlkokulu) adıyla açılmıştır. 1925 yılına kadar Nasuhpaşa Mahallesinde bulunan kilise binasında eğitim-öğretime devam eden okul, 1925 yılında Atatürk Meydanı yanındaki tarihi binaya taşınarak, Merkez Sakarya İlkokulu adını almıştır. 1957 yılında da bugün kullanmakta olduğu binasına taşınmıştır.

 

Osmanlı Devletinin ilk yıllarından itibaren yüz elli yıl devlet yönetiminde yer alan Çandarlı ailesi Nallıhanlıdır. Sivas valisi iken ilçemizden geçerken ölen Padişah III. Mustafa’nın sadrazamı İvezzade Halil Paşa’nın mezarı ilçemizdedir.

 

Kurtuluş Savaşımızın hassas bir aşamasında Düzce’de başlayıp çevresini de etkileyen gerici ayaklanma hareketinin etkisi altında bir hafta kalan ilçemiz bunu defetmeyi başarmıştır. Milli Mücadelede Kazım Özalp Paşa takviye kuvvetleriyle Geyve’den Sakarya’nın doğusuna intikal ederken ilçemiz halkından, gördüğü yardımlardan dolayı anılarında övgüyle bahsetmiştir.

 

1572 tarihli 68 nolu Mufassal Tahrir Defterindeki kayıtlara göre Karahisar-ı Na'llu nahiyesi merkezinde ve kendine bağlı köy ve mezralarda hiç gayrimüslim yoktur. Sadece Türkler vardır. Oysa, 1800'lü yılların sonlarında çıkan Ankara Vilayeti Salnamelerinde, Ali Cevad'ın Lügatında ve Şemseddin Sami’nin Kamusü’l-A’lam’ında ilçe merkezinde Türklerin yanında gayrimüslimlerin de yaşadığı yazılıdır.

 

Kurtuluş Savaşının yapıldığı yıllarda, 1921 yılı yazında Ermeniler Nallıhan'dan ayrılırlar. Cumhuriyetten bu yana ilçede Ermeni yaşamamaktadır. İstiklal Savaşı yıllarında Bolu-Düzce ayaklanmaları yaşanırken, Mudurnu tarafında bir Ermeni papazın kışkırtıcı çalışmaları olmuştur. Nallıhan'da da aynı yönde duyumlar alınmış olmalı ki TBMM Hükümeti Sakarya Savaşının en şiddetli günlerinde olası bir düşman işgalinde arkadan hançerlenmeyi önlemek için savaş bölgesinde yaşayan Ermenileri hem kendi güvenlikleri hem de iç güvenlik nedeniyle zorunlu göçe tabi tutmuştur. Nallıhan’daki Ermeniler 1915’deki Tehcir olayını yaşamamışlardır.

 

1980’li yıllara kadar ilçemizin üç karakteristik ürünü olan çeltik, ipekböceği ve tiftik üretimi ne yazık ki yok denecek kadar azalmıştır. Çeltik yerine son yıllarda başta domates olmak üzere sebze üretimi ağırlık kazanmaya başlamıştır.

 

Taptuk Emre, Taptuk Emre’nin kızı Bacım Sultan, Taptuk’un çağdaşları Şeyh Cafer Sadık ve Ömer Şeyh ile Akdere Köyünde Hoşebe, Sobran Köyünde Hasan Dede ilçemiz topraklarında yaşayıp ölmüş ulu kişilerdir.

 

Dünya çapında tanınan büyük halk ozanı Yunus Emre’nin hocası Taptuk Emre’nin Türbesi ilçemiz Emremsultan köyünde, Taptuk’un kızı Bacım Sultan’ın Türbesi de Tekke köyündedir. Çocuğu olmayanlar Taptuk Emre’yi ziyaret edip, adak kurbanı keserler. Akli dengesi bozuk olanları da Bacım Sultan Türbesine götürürler.

 

Emremsultan Köyündeki Taptuk Emre Türbesi 1991 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilmiş, aynı yıl yapılan restorasyon ile de bugünkü görünümüne kavuşmuştur.

 

1996 yılında yerel olanaklar ölçüsünde gerçekleştirilen Taptuk Emre ve öğrencisi Yunus Emre’yi anma etkinliği, 1997 yılından itibaren her yıl Ağustos ayında Ankara Valiliğinin katkılarıyla gerçekleştirilmiş, 2010 yılından itibaren de etkinliğin adı değiştirilerek “Uluslararası Nallıhan Taptuk Emre ve İğne Oyaları Kültür Sanat Festivali” olarak Eylül ayının ilk haftasında yapılmaya başlanmıştır. 2016 yılından itibaren ise Taptu Emre ve öğrencisi Yunus Emre'yi anma etkinliğinin Ağustos ayında, Nallıhan İpek İğne Oyaları Kültür ve Sanat Festvali'nin de Eylül ayında kutlanmasına karar verilmiştir.

 

******

(*) Mesut Şener, NALLIHAN Kitabı yazarı

     (web sayfası hazırlanırken makale güncellenmiştir)