Taptuk Emre, Bacım Sultan, Hoşebe
Mesut Şener’in NALLIHAN kitabından :

Taptuk Emre
"Taptuk Emre: Selçuklular devrinde Türkistan taraflarından gelerek Nallıhan ilçesinin güneyinde ve ilçe merkezine 15 km uzaklıkta bulunan Sakarya Nehri'ne çok yakın Emremsultan Köyü'nün bulunduğu yere yerleşip burada yaşamış ve ölmüş ulu bir kişidir. Doğum tarihi tam olarak bilinmemekle beraber Miladi 1200 olduğu sanılmaktadır.

 

Horasan'da yaşamış olan büyük mutasavvıf Ahmet Yesevi'nin müritlerinden Hacı Bektaş Anadolu'ya gelir ve Kırşehir'in Sulucakarahöyük Köyü’ne yerleşir. Hacı Bektaş'ın çağrısı üzerine ikisi hariç Anadolu'daki tüm erenler Kırşehir'e giderler. Taptuk Emre önce ben nasibimi aldım deyip davete uymaz. Fakat Bektaş'ın ısrarı üzerine kalkıp gider.

Gelmeyişinin sebebi sorulduğunda,

-Erenler meclisinde bir gün, perde aralığından bir el uzandı ve bize nasibimizi verdi- der. O eli görsen tanır mısın diye sorulduğunda,

-Elbette ayasında yeşil bir ben vardı, bir ordunun içinde görsem tanırım o eli- der.

O zaman Hacı Bektaş elini Emre'ye uzatır. O yeşil beni bu elin içinde gören Emre, hayretler içinde

-Taptuk Sultanım, Taptuk Sultanım

diye bağırmaya başlar, aradığı kişinin karşısında olduğunu anlar.

O günden sonra Emrem Şeyh'in adı Taptuk Emre olur." (1)

 

Taptuk Emre, Nallıhan topraklarında kırk yıl yaşayan ve dünya çapında tanınan büyük halk ozanı ve gönül adamı Yunus Emre’nin hocasıdır. Taptuk'un anlamı, doğumuna çok sevinilen erkek çocuklara konulan 'bulduk' anlamına gelen bir addır.

 

“Yaradılanı severiz yaradandan ötürü” diyen, tüm insanlığa sevgi ve hoşgörü aşılayan Yunus Emre, hocasının dergahına burada kırk yıl odun taşımış. Hem de odunların en düzgünlerini...

 

Yunus kendi tarikat dizisini verirken, ilk olarak Taptuk'un adını anmakta ve Taptuk'un kapısında yetiştiğini şu beyitinde açıkça ifade etmektedir.

 

Taptuk'un tapusunda,            

Kul olduk kapusunda.

Yunus miskin çiğ idik    

Pişdik elhamdülillah

 

alt alt

1983
Fot. Fevzi Turanlı

2005
Fot. Uysal Şener

               

Dünyaca ünlü ozanımız Yunus Emre’nin hocası Taptuk Emre’nin türbesi, Nallıhan’dan Sarıyar Barajı’na giden yolun sağında Emremsultan Köyü’ndedir. Türbenin restorasyon öncesi ve sonrası yukarıda görülmektedir.

 

“Taptuk Emre Türbesi

Emremsultan Köyü girişinin sağında hafif meyilli bir arazi üzerinde bulunan mezarlık içinde yer alır. Kare planlı ve kubbelidir. Duvarları içerden 6x6 m boyutunda ve 1.6 m kalınlığındadır. Sarıyar Barajı’nın yapımı sırasında 1954-1958 yıllarında Etibank tarafından türbe onarılırken kubbeyi korumak ve akıntıyı önlemek amacıyla kubbenin üzerine, ahşap üzeri kiremit kaplı şemsiye külah şeklinde, dışa taşkın saçaklı bir çatı yapılmıştır.

 

Türbeye doğu yönünden, oldukça sade ve basık kemerli alçak bir kapıdan girilir. Orijinal ahşap kapı kanatları türbeden çıkarılmış köydeki yeni camide saklanmaktadır Basık kemerli kapı girişinin üstünde devşirme bir antik mermer üstüne oyulmuş dört satırlık kitabesi mevcuttur. Kitabe okunamadığından yapının orijinal kitabesi mi yoksa daha sonraki bir onarımda mı konulduğu bilinmemektedir. Güney duvarında 1.5 m yüksekliğinde ve 67 cm genişliğindeki dikdörtgen pencere tek açıklıktır. Taşıyıcı duvarlar moloz taştan inşa edilmiş olup, kubbe ve pandantifler ise tuğla örgüdür.

 

Kare planlı türbenin önünde üzeri ahşap çatıyı 2.87 x 2.97 m boyutlarında sundurma gibi bir açık mekan ile, 2 dikdörtgen pencere ile aydınlanan 2.74 x 2.92 m boyutlarında kapalı bir mekan daha vardır. 14. yy türbelerinin özelliklerini gösteren yapıya öndeki ekler 17. yy sonlarından itibaren eklenmiş olabilir.

 

Türbede ayrı bir mezar odası bulunmadığından cenazeler doğrudan ziyaret (mescit) kısmına gömülmüştür. Kare mekanda 6 sanduka yer almaktadır. Ortada 3.7 m uzunluğunda ve 72 cm genişliğinde Taptuk Emre’nin sandukası yer alır. Taptuk Emre’nin eşi ve dört çocuğuna ait olduğu sanılan beş sanduka daha vardır. Mülkiyeti köy tüzel kişiliği adına kayıtlı olan türbenin restorasyonu gerekmektedir.

Türbenin 20 m batısında ise Taptuk Emre’nin Hatipleri türbesi vardır.” (2)

 

Türbe 1991 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilmiş, aynı yıl yapılan restorasyon ile de bugünkü görünümüne kavuşmuştur. Restorasyon sırasında türbenin önünde yer alan ekler kaldırılmış, kubbenin üzerindeki kiremitli çatı sökülerek kubbe onarılmış, cami avlusunda saklanan orijinal kapı kanatları da korunması için Ankara Etnografya Müzesine gönderilmiştir.

 

1996 yılında yerel olanaklar ölçüsünde gerçekleştirilen Taptuk Emre ve öğrencisi Yunus Emre’yi anma etkinliği, 1997 yılından itibaren her yıl Ağustos ayında Ankara Valiliğinin katkılarıyla gerçekleştirilmiş, 2010 yılından itibaren de etkinliğin adı değiştirilerek “Uluslararası Nallıhan Taptuk Emre ve İğne Oyaları Kültür Sanat Festivali” olarak Eylül ayının ilk haftasında yapılmaya başlanmıştır.

 

 

"Taptuk Emre'nin bir kızı var adı Bacım Sultan. O yıllar Tekke Köyü’nde yaşayan Hamza Sultan, oğlu Hulbiye Sultan için Taptuk Emre'nin kızını ister. Kız verilir, düğün başlar. Gelin alayı Tekke Köyü’nün Erenler mevkiine gelir. Öğle vaktidir, herkes atlarından iner namaza durur. Namaz bittiğinde gelini bıraktıkları yerde bulamazlar. Hamza Sultan'a sorarlar gelin geldi mi? diye. Gelmediğini haber alınca Emrem Sultan'a haber salarlar gelin döndü mü? diye. O da gelin yerini buldu orada arayın der. Kendisini, şimdi yattığı tepede bir ardıç ağacına yaslanmış bulurlar. Köye götürmek istediklerinde -ben buraya kadar geldim , oğlunuz da buraya gelsin- der. Damat gelir, yeni evliler buraya yerleşir, burası köy halini alır. Bacım Sultan, odalar açıp gelen gidene baktığı için köye Tekke adı verilir. "(3)

 

Yöre insanı, Taptuk Emre’nin -"Çocuğu olmayanlar bana, akli dengesi bozuk olanlar da kızıma"- gitsin dediğine inanır. Yıllardan beri halkımız Emrem Sultan ve Bacım Sultan Türbelerini ziyaret eder, adak kurbanını keser, dua eder, derdine deva arar.

 

h.1311 tarihli Anakara Vilayeti Salnamesinin 267. sayfasında: “Nallıhan Kazası’nın 3 saat mesafesinde Emremsultan Köyü’nde büyük velilerden Emrem Sultan ve Tekke Köyü’nde de kızı Bacım Sultan yatmakta olup cin hastalığına tutulanların (delilik illetine müptela olanlar) bu mezarları ziyaret ettiklerinde iyileştikleri bilinmektedir” demektedir.

 

 

alt

 

     Bacım Sultan Türbesi      Fot. Nevzat Türkel

  

Bacım Sultan Türbesi

"Taptuk Emre'nin kızı olan Bacım Sultan'ın türbesi ilçeye 14 km uzakta Tekke köyündedir. Taşlık bir tepede etrafında ardıç ağaçları bulunan, üstü çatı olan bu türbenin 200 metre kadar aşağısında, suyu kova ile çekilen bir kuyu bulunmaktadır. Suyu tuzludur. Nedenine gelince.

 

Bacım Sultan hamur yoğururken baban geliyor demişler. O da sevinçle fırlayıp, tarlalara doğru koşmuş. Elinin hamurlu olduğunu görünce babasına karşı saygısızlık olacağından ürpererek, bir den toprağa diz çökmüş, Allah’a yalvarmış. Toprağa eğilip -çık ya mübarek- demiş, oradan hemen su çıkmış, Bacım Sultan'da ellerini yumuş.." (4)

 

Bacım Sultan Kuyusu hakkında bir başka anlatımda şöyle:

"Düğünden belli bir süre sonra, Taptuk Emre ve yakınları hem dünürlerini ziyaret etmeye hem de kızlarını görmeye giderler. Çevrede buna kız ardına gitme denir. Bacım Sultan'a babasının geldiği haber verildiğinde, Bacım Sultan hamur yoğurmaktadır. Haberi alınca elinin hamuru ile babasını karşılamaya koşar. Yolda elinin hamurlu olduğu aklına gelince, ellerini yol kenarındaki otlara sürterek temizlemek ister. Ellerini sürdüğü yerden bir su çıkar. Bacım Sultan ellerini bu suda yıkayıp, babasını karşılamaya koşar.

 

Bugün bu su, bu köyümüzde mevcut olup, halk suyun bulunduğu yere hala Bacım Sultan Kuyusu demektedir. Kuyunun suyu, hamur kokusuna benzeyen bir kokuya sahip olduğundan, bu söylence hala anlatılır. Kuyunun suyu, köye ve Bacım Sultan Türbesi’ne gelen ziyaretçiler tarafından içilir, el yüz yıkamada kullanılır." (5)

 

Bacım Sultan Türbesi viran haldeyken, 1960 yılı sonlarında köylü tarafından yeniden yaptırılmıştır. Tekke Köyü’nde, Bacım Sultan Türbesi’ne getirilen hastalar türbede bırakılır, Bacım Sultan Kuyusu suyundan içirilir ve bu su ile banyo yaptırılır. Hastaların pek çoğunun iyileştiği halk arasında söylenmektedir.

 

"Bacım Sultan'ın türbesinde, kendisinden başka 4'ü erkek, 3'ü kadın, 3'ü hizmetçi kabri olmak üzere 10 mezar daha vardır. Tek çatı altında üç ayrı oda. Kapıdan girince hizmetçiler, sağdaki odada erkekler, soldaki oda da ise üç kadın yatmaktadır.

 

Bacım Sultan'a ziyarete gelen veya getirilenler, kara sevdaya tutulanlar ile akıl ve ruh hastalarıdır. Getirilen hastaya fazla yiyecek verilmez. Hastaya şifalı sudan içirilir. Hasta şifalı su ile yıkanır. Hoca iyileşmesi için telkinde bulunur. Yüzde sekseninin iyileştiği söylenmektedir. Hasta iyileşirse adak kurbanı kesilir. Köyde yalnız delilerin gömüldüğü bir deli mezarlığı da vardır" (6)

 

1997 yılında Tekke Köyü’nden 80 yaşındaki Şerafettin Öztürk, delilerin iyileşmesi için yapılanları şöyle anlattı:

 

"Getirilen deli ayaklarından prangalanır, yaklaşık bir hafta böyle bekletilir, bir günde yani 24 saatte sadece sabahtan sabaha hoca tarafından el kadar (100gr) ekmek verilir, gülerse daha iyi olmadığı, ağlarsa (ağlarken gözünden yaş gelip gelmediğine bakılır) iyi olduğu düşünülürdü. Eskiden yılda 100 adak kurbanı kesilirken son yıllarda bu sayı ellinin altına düşmüştür."

 

alt alt

  Hoşebe'nin Mezarı - Fot. Mesut Şener

   Hoşebe Piknik Alanı     Fot. Mesut Şener

 

Hoşebe

"Hoşebe: Hoşebe Yatırı (Türbesi) Nallıhan'a 3 km uzaklıkta olan Akdere Köyü'nün yakınındaki ardıç koruluğu içindedir. Ziyaret yeri yüksekçe bir tepenin yamacındadır. 10 m kadar aşağısında içilebilen bir su vardır. Hoşebe Yatırı'nın diğer yatırlardan ayrı bir özelliği vardır. Türbenin bulunduğu koruluk, mesire yeri olarak kullanılıyor, içki içiliyor. Halk arasında dolaşan rivayete göre; Hoşebe, ölmeden önce mezarının etrafında gülünüp oynanmasını, hoşça vakit geçirilmesini istediği için böyle yapılıyormuş, vasiyeti yerine getiriliyormuş."(7)

 

Nallıhan’a 2 km. uzaklıktaki Hoşebe mesire yerindeki ardıç koruluğu yaş açısından dünyada görülen ender örneklerden biridir. 75 dönüm alanda 600 yıllık olduğu sanılan ardıç ağaçlarıyla kaplı bu yerde Hoşebe’nin mezarı bulunmaktadır.

 

(1)- a)- Nezihe Araz Anadolu Evliyaları s. 62-78 Fatiş Yay. 1958

      b)- Sabahattin Eyüboğlu Yunus Emre s. 13-14 Cem Yay. 1976

2 - Tescili yapan Nurcan İnci 14.09.1983

3 - Naki Tezel Rivayetten Gerçeğe Nallıhan ve Yunus Emre

4- Dr.Hikmet Tanyu, Ank. ve Çev.Adak ve Adak Yerleri s.135-139 A.Ü.İlahiyat Fak.Yay.1959

5 - Nevzat Türkel, Nallıhan Sesi Gazetesi Köyden Köye 1993 s. 176

6 - Dr.Hikmet Tanyu, Ank. ve Çev.Adak ve Adak Yerleri A.Ü.İlahiyat Fak.Yay.1959

7- Dr.Hikmet Tanyu, Ank.Çev.Adak ve Adak Yerleri s.141 A.Ü.İlahiyat Fak.Yay.1959